02 Temmuz 2009 Perşembe

Kritik

Sabah Bursa'ya gidiyorum - ki yasayacagimiz evi secme calismalarina baslayabilelim. Ayrica gun icinde onemli bir telefon gorusmesi de yapacagim. Her iki durum icin de sansimin yaver gitmesi gerekiyor.

yareppim subaneke isalla dinimiz amin.

Been there done that


Bugune kadar anne babamin arkadaslarinin cocuklarinin, uzaktan tanidigi insanlarin nikah & dugun davetiyelerinin konuldugu mutfak tezgahinda bizim davetiyemiz duruyor su an. Taşlarla, kabartma ciceklerle suslu sade, kibar, şık davetiyemizin icinde Yahya Kemal'in Vuslat siirinin son 3 dizesi duruyor klasik "mutlu beraberligimizi evlilikle taclandirirken.." cumlelerinin yerinde. Annem de ben de evin icinde gezip gezip mutfak tezgahina geri donuyor; Gizem & Emre yazan o davetiyeye saskinlikla bakiyoruz. Cok garip geliyor ve bir o kadar da normal geliyor ve sonra yine bir garip geliyor.
Cok guzel oldu davetiye ya!

26 Haziran 2009 Cuma

Michael Jackson ölür müydü?


"..hayır, eskiden de ölüyordu yıldızlar ama annemlerin, babamların zamanının yıldızları, onların starları gidiyordu. artık başladı benimkilerin de ölmesi yavaş yavaş." (cedric tweedledee / ekşi sözlük - 26.06.2009)

Duymasi ne kadar garip olsa da malesef gercek. Az once Michael Jackson'ın, 80lerin pop kralinin oldugu duyuruldu. Gerci uzunca bir sure konfirmasyon olmadıysa da, uzunca bir sure ne oldugu kesinlesmediyse de artık verilen butun bilgiler bu yonde.

Oturup Michael Jackson'ın sanat hayatını, sanat hayatını bitiren olayları, yaptıklarını, zarar verdiklerini anlatmak istemiyorum böyle bir anda; onun yerine çocukluğumuzun, 80lerin eni vici vokkesi esliginde thriller dansi yaparak Michael Jackson da ölür müydü ya? diye sormak istiyorum. Çünkü o kadar uzak geldi ki bana, olan bitenden hiç hazzetmemiş olsam da hala o kadar 80lerdeki haliyle duruyordu ki benim gözümde. Ekşi sözlükteki pek çok yorumda söylendiği gibi; acı olan Michael Jackson'ın ölümü değil, biz onu sevdik ama sonra hiç sevemedik, sadece hatırlamak istediğimiz kısmını sevdik çünkü. acı olan halı üstünde kaymaya çalışarak yaptığımız dansların yalnız kalması, sözlerini anlamadan söylemeye çalıştığımız şarkılar..

"Bakın çocuklar bu adam bizim çocukluğumuzun şarkıcısıydı. Onunla beraber hakikaten bir nesil büyüdü, insanlar dans etmekten keyif aldı; ne şarkılar dinledik taze taze, ne konser kayıtları izledik biz."

Vay be..

24 Haziran 2009 Çarşamba

Gidişinin hikayesi (Gittin!)

Gittin! Ben bir daha asla "gittin" diye başlayan cümleler kurmam sanıyordum. Öyle ani ve aslında öyle beklendikti ki gidişin; bir kaç şarkı hazırda bekliyordu eşlik etmeye. Ben olduğum yerde ufacık kaldım uzaklaşmanı seyrederken ve sen inadına daha da devleştin; her bir adımın evleri, ağaçlari, okyanusları ezdi geçti. Bir fırtına çıkar, deniz taşar, uçaklar düşer, iklimler değişir diye bekledim arkandan; belki o zaman dönerdin çünkü. Oysa herkes gibi ben de dönmeyeceğini biliyordum.

Gittin! Tek bir şehre ayak uydurabilirdim. Tek bir şehri özlemeyi becerebilirdim gibi geldi hep. Sen şehirler, denizler, bulutlar aşıp gittin. Yolunun üstündeki bütün şehirlere tek tek kokunu bırakıp gittin. Ben bir kuş olup pencerene kondum, ufalabileceğim kadar ufaldım gidişini seyrederken ve sen - o dev adam - hiçbir sebebin, bana ödenecek hiç bir borcun, edilecek en ufak bir teşekkürün bile yokmuş gibi öylece seni bekleyen şehrine gittin. Şairlerin en acıklı dizeleri oldum arkandan, kemanın yakıştığı her şarkıya sardım çaresizliğimi, kuş oldum, yol oldum, buluttan düşen damla, bir çocuğun düz beyaz kağıda çizdiği ilk deniz, bir kadının o deniz kenarında oturup ağladığı ilk bank, o bankı aydınlatan zayıf sokak lambası oldum. Olabileceğim her şey oldum; senin uğruna beni terkedip gittiğin kadın olamadım. En çok ona ağladim o sokak lambasının altında, tepemdeki buluttan düşen damlalar eşliğinde bankta otururken.. En çok bu kadar çaresiz oluşuma ağladım..

Gittin! Gitmene itiraz etmiyorum. Gideceğinden haberim vardı zira; daha en başında açık açık soylemiştin bunu. Bütün bu olanların, bütün o yılların bir anlamının olmadığını, sonunda mutlaka gideceğini söylemiştin defalarca. Hem benim şarkılarım vardı, sarılacağım yastığım vardı, çekmecemde gittiğin gün yakmak için sakladığım sigaram vardi. O kadar hazırlıklıydım yani gitmene.. Ben sadece ihtimal vermiyordum vazgeçeceğine, benim vazgeçemediğim yılları senin bırakıp gidebileceğine, bir dilin tüm hüzünlü kelimelerini gidişine adamama izin verebileceğine hiç ihtimal veremiyordum. Ondan yani.. Yoksa sen zaten gidecektin; ben bunu hep bildim.

Sonra gittin! Önce geleceğini söyledin bana aslında. Sonra vazgeçtin, "gelemem ama gidemem de" dedin, sonra ondan da vazgeçtin; gözümün içine baka baka ayağa kalktın, arkanı döndün. Sen ne zaman ki arkanı döndün; gidişini izlememek için arkamı döndüm ben de. O yüzden bilmiyorum nasıl gittiğini. Ben kendi yolumda ilerledim. İzini kaybetmek için bütün denizlerini taşırdım yeryüzünün, bütün fırtınalarını çıkarttım, bütün yağmurlarını yağdırdım. Gideceğini bildiğim gibi bildim dönmeyeceğini; gideceğini bildiğim gibi bildim nereye gittiğini ama sustum.

Ve sonra sen gittin! Karşında hiç ağlamadım. Ne kadar gözyaşı biriktiyse içimde; hepsini izlerini yok ederken döktüm ardından. Seni kaybetmeye değil; izlerini, o koskoca şehirleri, okyanusları, gece yarılarını, ateş böceklerinin seslerini, umutlarımı kaybetmeye döktüm gözyaşlarımı. Döktükçe düştüm; düştükçe döktüm. Sen şehrine varana kadar pencereden seni izledim, çekmecemde duran sigarayla beraber yandım ve sonra yastığıma sarılıp uyudum..

Sen gittin! Ben (izlerini) kaybettim, (gözyaşlarımı) döktüm, (yere) düştüm, (seni) izledim, (sigaramla beraber) yandım ve sonra (yastığıma sarılıp) uyudum..

Senin gidişinin bendeki hikayesi de böyle işte..

23 Haziran 2009 Salı

Davaciyiz!


Ufak bir reklam yapacagim izninizle:

http://www.davaciyiz.com/ adresinde bulunan bir site var suredir. Site sahibi sitelerinden soyle bahsediyor:

"Davacıyız.com, kullanıcıların kendi açtıkları veya başka kullanıcıların açmış olduğu davalar üzerine interaktif olarak tartıştıkları bir tartışma platformudur. Kullanıcılar puanlarına göre Tanık, Avukat, Jüri ve Hakim statülere sahip olmakta ve davalarda bu statülere göre farklı yetkileri bulunmaktadır."

Hani ola ki hayaliniz hukuk okumakti; olmadi. Ya da hukuk okudunuz; bildiklerinizi paylasasiniz, insanlarin yanitinin ne oldugunu merak ettikleri sorul ve sorunlara cevap veresiniz var. E belki icinizde gizli bir avukat/hakim/juri uyesi falan olduguna inaniyorsunuz. Onu da gectim; basiniza gelen bir seyin yasalligini, olabilitesini, bir durumda ne kadar hakli oldugunuzu merak ediyorsunuz. O da olmadiysa eglenesiniz var?

Oyleyse http://www.davaciyiz.com/ adresine giriyorsunuz, "Susurluk'un ayranından çok kazasıyla anılması" konusunda acilmis davanin detaylarini okuyorsunuz, kendisine ders calistirmadigi icin oss'sinin kotu gecmesine sebep olan Merve'yi dava etmis gencin yazdiklarini okuyup egleniyorsunuz, keyifli vakit geciriyorsunuz.

Sonra hayatimda duydugum en igrenc esprilerin sahibi olan site sahibi bana reklam icin tesekkur ediyor, bir daha da telefon acip espri yapmiyor. Di mi Serhatcim, di mi di mi?