Eğer hala soruyorsan İsmail Abi; "Bu acı geçiyor mu?" diye..
Kalbinin en orta yerine saplanıp kalıyor o acı. Günlermiş, aylarmış, yıllarmış; takvimlere ne? Bir de benden dinle hem sen acıyı; ondan sonra sor soracaksan..
Küçücük çocuklardık biz. Büyümüş, küçülmemiş, küçülmüşsek hiç büyümemiş.. Karanlıktan korkar, birbirimizin sıcaklığına ışıkları yakmadığımız zamanlarda sığınırdık en çok. Arkada hafiften bir şarkı.. Ben de mırıldanırım onunla birlikte. Hangi kelimeyi yakıp geçsem bir sonrakinde dolanıyor ayak adımlarım birbirine şimdi. En çok yalnızken yanar canın demişti birileri; yalnızken artık canım yanmıyor. Çok yandığım günlere sayıyorum da ben canım yansın istiyorum oysa yine.. O yüzden herkesi O'na benzetiyorum. O yüzden herkesin adına isminin ilk hecesini yüklüyorum. Gözlerimin feri sönmüş mü, dudaklarım yara içinde mi, avuçlarım mı kanamış? Canım yanmıyor ki benim.. Sadece o gece işte; biri bin parça köz düştü yüreğime; senin de canın aynen böyle mi yandı İsmail Abi? Yüreğim yangın yeri dedikleri; buymuş meğer.. Bir daha yangınlara düşmeyeceksin demekmiş. Bir daha ağladığın hiçbir şey olmayacak da; bir gece ansızın, durup dururken ateşlerde yanacakmışsın, anlamayacakmışsın neden ağladığını - oysa yalnızlığına kaldırmıştın az önce kadehini - ve bir daha sev(e)meyecekmişsin hiç kimseyi..
İnatçıydık biz. O "gel" demedi, ben gitmedim. Şair "ölüm gibi bir şey oldu / ama ölmedik" demiş. Biz her gece ölecek kadar inatçıydık oysa. Sonra kime gittiysem, O'nu sayıklayarak döndüğümü bir rüyalarım bilir. Onlar da en az benim kadar inatçı olmasalar kelimeler dökülür mü böyle parmak uçlarımdan? Bir İstanbul manzarasına kandım ben İsmail Abi inan.. Bir kış kıyamete inandım, bir parmak uçlarıma yükselip dudaklarına dokundum, bir ayna karşısında usulca ağladım - da utancımdan mı söyleyemedim yoksa inadımdan mı.. Biz inatçıydık. Çünkü biz birbirimize birbirimizi birbirimizden daha fazla sevdiğimizi söyleyemeyecek kadardık. İnatçı sandığımız biz aslında korkaktık abi be.. Kimseye göstermediğimiz yaralarımız vardı bizim çünkü en klişesinden. Başkalarının acısının mum ışığında birbirimize aşık olduk biz biliyor musun? O kadar inatçıydık ki; ölüm gibi bir şey oldu İsmail Abi; biz birbirimize medcezirlerimizi batıra batıra saydık yerimizde. Keşke ölseydik.. Ölmedik..
Suçluyduk. Bağırarak, ağlayarak, hıçkırarak, yalanlar söyleyerek, doğruları gizleyerek, yasaklayarak ve birbirimizi suçlayarak bittik. Sessizce bittik, azalarak bittik, ansızın bittik; hiç kimse duymadı. Suskunsam eğer, herkesten kaçmışsam, gizlice ağlıyorsam şimdi; bil ki en çok ben suçluyum İsmail Abi. O giderken arkasından baktığım günler kadar suçluyum, düştüğü uçurumun yüksekliği kadar suçluyum, kır çiçeklerinin taç yaprakları olur mu? Olursa onlar kadar suçluyum çünkü ben. Ama sadece ben değilim be abi; sakladığı gerçekler kadar da o suçlu sanki.. Birbirimize bağırmamıza şahit sokak lambaları kadar suçlu o, tutmadığı elim kadar suçlu o gece, öpmediği dudaklarım kadar suçlu, benden nefret ettiğince suçlu.. Nefret ne acı bir histir; bütün erdemlerini alır götürür insanın. Benim erdemlerim onunla beraber gitti abi.. Erdemlerim, gururum, onurum gitti yerini koca bir hüzne bıraktı o gece. Biz birbirimize birbirimizi birbirimizden daha çok sevdiğimiz için asla kavuşamayacak kadar yabancıydık çünkü.. Yabancılaşmaya izin verdiğimiz, birbirimizi koruyamadığımız için suçluyduk en çok.
Bu acı geçiyor mu? diye soruyorsun İsmail Abi.. Geçmiyor; benden söylemesi. Buzun üstünde kayıp gidiyor yaşananlar, Kireçburnu'na bakan bir yokuştan aşağı usulca akıyor. Üstünden geçen her ayak izini düşürüyor bu acı. Sen canın yanmayacak bir daha; biliyorsun da O bilmiyor. O senin canın yansın diye uğraştıkça - çok bir şey yapmasına gerek yok ki - unutup gittikçe çünkü seni; gözünün önünde yok olup gittikçe, sen onu tutamadıkça biraz daha canın yanıyor aslında. Ağlayamıyorsun çünkü o yok; hiç olmadı. Ağlayamıyorsun çünkü O'nun ayak izleri hiç seninkilerin ardında iz bırakmadı. İzin vermediğine, izin verdiklerine, iznini almadan ayak izlerinden seni bulanlara ağlarsın ağlarsan. Kalbin de taşlaşıyor bir süre sonra zaten. Bir küfür sallıyorsun gelip geçene; herkes O oluyor. Sonra bir bakmışsın; gidişini takvimlerden takip ediyorsun; 365 gün ne demek bilir misin? O sayıya yaklaşırken her bir dakika nasıl zor geçer? Kendini başladığın yerde bulman; döngüyü tamamlaman 1 koca sene. 1 senede insanlar ölüyor abi; ben neden hala ölmedim? O gitti.. Ben neden hala ölmedim?
Tam buram acıyor.. Tam buramda bir şey batıyor abi. Ceketimi almadı da; bir küçük kalp vardı bende, siyaha çalan; acı biraz tadı.. Onu avuçlarının arasına alıp gitti. Oyuncak bebeklere iğneler batıra batıra gitti. Gelsin diye ayağına gittim; benden nefret ede ede gitti..
Sen en azından seni sevdiğini bildin İsmail Abi; "sen iyi bir adamsın" dediğini duydun.. "Senden nefret ediyorum" diyerek gitti benim sevgilim, bütün sevdasını bir nefrete adayarak gitti, beni / bensizliği / benliğimi ölesiye severek ve benden ölesiye nefret ederek gitti.. Bu acı geçiyor mu? Geçmiyor işte İsmail Abi. O nefret orada durdukça bir parça köz kopup düşüyor her gece kardan ayak izlerine; bu acı geçmiyor.. Ağlayamadıkça sönmüyor o köz, buzdan şato olup duruyor tüm heybetiyle Kireçburnu sahiline doğru tepelerde bir yerlerde..
Yalancıydık, inatçıydık, korkaktık, çocuktuk, korkaktık, savunmasızdık, çaresizdik, kaçaktık.. Nefret doluyduk ama çok sevdik be İsmail Abi..
Üzgünüm; o gemi artık gelmeyecek..
29 Şubat 2012 Çarşamba
23 Şubat 2012 Perşembe
Ağlamalıyım!
En son ne zaman ağladığımı hatırlamıyorum. İyi bir şey sanıyorsun; değil!
İçim şişiyor, içim büyüyor, içimde bir yer içten içe kanıyor. Ağlamalıyım; yoksa yanlış yerlerde yanlış acılara dökeceğim gözyaşlarımı. Ağlamalıyım; değmeyecek şarkılara yükleyeceğim yalnızlığımı. En olmadık anda en olmadık insanlara koyvereceğim hıçkırıklarımı..
İçim sebepsiz acıyor.Yanlış kokuların peşinde buluyorum adımlarımı. Bir köşede düşüp ölmeliyim; kendimi tanıyorsam bunu yapmalıyım - ki hissedeyim yaşadığımı.
Ağlamalıyım!
İçim şişiyor, içim büyüyor, içimde bir yer içten içe kanıyor. Ağlamalıyım; yoksa yanlış yerlerde yanlış acılara dökeceğim gözyaşlarımı. Ağlamalıyım; değmeyecek şarkılara yükleyeceğim yalnızlığımı. En olmadık anda en olmadık insanlara koyvereceğim hıçkırıklarımı..
İçim sebepsiz acıyor.Yanlış kokuların peşinde buluyorum adımlarımı. Bir köşede düşüp ölmeliyim; kendimi tanıyorsam bunu yapmalıyım - ki hissedeyim yaşadığımı.
Ağlamalıyım!
diye dusunmus
Giz
cunku:
bir varmış..
| okuyucuya kalsa: |
12 Ekim 2011 Çarşamba
Reklam (Kahvaltilar.com)
http://www.kahvaltilar.com/
giriniz, bakınız, seviniz, haftasonları kahvaltı ediniz!
Çünkü kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı!
giriniz, bakınız, seviniz, haftasonları kahvaltı ediniz!
Çünkü kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı!
diye dusunmus
Giz
cunku:
kahvaltinin mutlulukla bir ilgisi olmali
| okuyucuya kalsa: |
11 Ekim 2011 Salı
Gel benimle!
Gel benimle!
Seninle kahvaltılar yaparım. Sana kitap okurum geceleri uykuya dalmadan hemen önce. Seninle sohbet ederim. Seninle tartışırım gerektiğinde. Seninle maç izlerim. Seninle ülkeyi kurtarırım. Raki içerim. Seninle sokağı izlerim sessizce balkondan. Müzik dinlerim. Şarkılar söylerim seninle. Seninle susarım yeri gelir. Gel benimle! Seninle vapura binerim. Yağmur yağdığında seninle yürürüm konuşmadan. Seninle yemek yaparım. Seninle hiçbir şey düşünmeden otururum öylece. Seninle uyurum. Seninle sevişirim. Seninle susarım yeri gelir. Gel benimle! Seninle çalışırım. Seninle düşerim. Seninle küfür savururum gelmiş ve geçmişe. Seninle severim. Seni ölesiye severim. Seni yalnız bırakırım. Seninle susarım yeri gelir. Gel benimle! Seninle yüzerim. Seninle boğulurum. Seninle televizyon izlerim. Seninle büyürüm. Seninle sen olurum. Seninle oyun oynarım. Seni üzerim. Eski sevgilin olurum. Seninle ağlarım. Seninle sarap icerim. Seninle susarım yeri gelir. Gel benimle! Seninle çocuk olurum. Seninle bogazi izlerim. İntihar ederim seninle, benimle gel! Seninle yolculuga cikarim. Seninle kosarim. Seninle bira icerim. Sarhos olurum seninle. Seninle bilmedigim sokaklara girerim. Sonumu dusunmem seninle. Guvenmeyi seninle ogrenirim. Kumdan kale yaparim. Seninle yaptiklarimi yikarim. Ezber bozarim seninle. Bulmaca cozerim. Seninle bilmedigim dillerde konusurum. Seninle duyarim. Eksik kalirim seninle. Tamamlanirim. Seninle susarim yeri gelir. Gel benimle!
Seninle susarim yeri gelir. Gel benimle!
Seninle kahvaltılar yaparım. Sana kitap okurum geceleri uykuya dalmadan hemen önce. Seninle sohbet ederim. Seninle tartışırım gerektiğinde. Seninle maç izlerim. Seninle ülkeyi kurtarırım. Raki içerim. Seninle sokağı izlerim sessizce balkondan. Müzik dinlerim. Şarkılar söylerim seninle. Seninle susarım yeri gelir. Gel benimle! Seninle vapura binerim. Yağmur yağdığında seninle yürürüm konuşmadan. Seninle yemek yaparım. Seninle hiçbir şey düşünmeden otururum öylece. Seninle uyurum. Seninle sevişirim. Seninle susarım yeri gelir. Gel benimle! Seninle çalışırım. Seninle düşerim. Seninle küfür savururum gelmiş ve geçmişe. Seninle severim. Seni ölesiye severim. Seni yalnız bırakırım. Seninle susarım yeri gelir. Gel benimle! Seninle yüzerim. Seninle boğulurum. Seninle televizyon izlerim. Seninle büyürüm. Seninle sen olurum. Seninle oyun oynarım. Seni üzerim. Eski sevgilin olurum. Seninle ağlarım. Seninle sarap icerim. Seninle susarım yeri gelir. Gel benimle! Seninle çocuk olurum. Seninle bogazi izlerim. İntihar ederim seninle, benimle gel! Seninle yolculuga cikarim. Seninle kosarim. Seninle bira icerim. Sarhos olurum seninle. Seninle bilmedigim sokaklara girerim. Sonumu dusunmem seninle. Guvenmeyi seninle ogrenirim. Kumdan kale yaparim. Seninle yaptiklarimi yikarim. Ezber bozarim seninle. Bulmaca cozerim. Seninle bilmedigim dillerde konusurum. Seninle duyarim. Eksik kalirim seninle. Tamamlanirim. Seninle susarim yeri gelir. Gel benimle!
Seninle susarim yeri gelir. Gel benimle!
diye dusunmus
Giz
cunku:
Bir varmis
| okuyucuya kalsa: |
12 Eylül 2011 Pazartesi
Aşıkla kalleşin masalı (sonu mutlu bitmeyen tüm masallara..)
Tozlu raflardan çıkma bir kaç cümle var yüreğimde.. Adınla başlayıp acınla biten, kırık dökük sokaklardan uçurumlara sürüklenen bir dizelik ninni.. Uyusam geçer mi yüreğimdeki yangın yeri? Uyku nedir bilmiyor oysa yakıp geçtiğin caddeler, sokaklar, pencereler..
Bak bu bir masaldır; aşıkla kalleşin asırlarca anlatılacak masalı. İyi dinle!
Öğrendim; zaman dedikleri koca bir yalanmış meğer. Zamanla geçmezmiş; her gün, her dakika sen geçermişsin sadece her köşebaşımdan. Yalanların zamanla bir olur parçalarmış yüreğimi. Gözleri kan çanağı bir kadın, sesi ağlamaklı bir adam oluverirmiş ismin tek heceye sığdığında; adını kimselerin bilmediği bir çocuk olup ağlarmışsın köşebaşlarında usulca.. Sonra sen gidermişsin; ardında bıraktığın her çığlık gecenin sessizliğine karışıp dolaşırmış damarlarımda.. Bir sokak lambası, bir çınar ağacı, yapayalnız bir bank olurmuşsun deniz kenarında; sonra gidermişsin.. Meğer sen hep gidermişsin.. Ben bir damla akarmışım yoluna; döndürürmüşüm seni girdiğin çıkmazlardan, sen bana koşarmışsın kaçaradım.. Kaçar adım büyürmüş yokluğun içimde sayamazmışım. Ben seni var sanarmışım; meğer sen hep gidermişsin..
Sonra apansız gelirmişsin. Sensizken olanca büyümüşlüğümeymiş ya kinin; söker alırmışsın ruhumu yerinden. Kırgın, öfkeli, delirmiş yüreğimi en dingin, en büyümemiş zamanında yakalayıp ele geçirir; en "naif" yerine batırırmışsın bıçaklarını. Savunmasız anımı kollarmışsın, vazgeçmiş anımı kovalarmışsın, artık ayakta durduğumu bildiğin dakika sokarmışsın oklarını göğsüme. Duramayayım diye, yıkılayım diye, bir tek sen kal ayakta diye.. Sonra ben bağıramaz olurmuşum, ağlayamaz olurmuşum. Sen bunları görmezmişsin, bilmezmişsin nasıl yıkıldığını son kalemin; sana ne kadar güçlüysem içimde o kadar zayıf olduğumu anlatmazlarmış sana. Ve sen o kadar bencil, o kadar yalancı, o kadar kalleş..
Sonra sen kendine bir hayat kurarmışsın.. Masal bu ya! Yeni hayatına yürürken yanına acımasızlığını, vicdansızlığını alırmışsın. Yüreğime sokmanın yetmediği oklarını gözüme sokarmışsın bu kez. Penceremin altına gelir, oradan duyururmuşsun mutluluğunu tüm dünyaya. Ben geceleri göğsümü yakan bıçaklarla uyumaya zorlarken kan çanağı gözlerimi, ben her ikinci kadehi senin şeref-sizliğ-ine kaldırırken, ben ne zaman bir yudum içsem ikincisinde sen diye sarhoş olurken sen zehrini oluk oluk ciğerlerime akıtırmışsın. Sonra büyürmüşsün içimde, yakıp geçip avuç içlerimi; ölürmüşsün kendi zehrinde her gece.. Her gece masal içinde kabus olur akarmışsın damarlarımda, ayak uçlarıma dolanan bir yılan olup yerlere düşürürmüşsün beni..
Sonra gidermişsin. Yüreğimden, beynimden, ruhumdan, göğsümden.. Seni düşünen her yerimden, seni özleyen her duyumdan, seni arayan her rehberden silinir gidermişsin. Sonra "sırf senin canın istediği için" tekrar gelirmişsin. Aynı acıları yaşatır, aynı yaraları kanatır, aynı kabukları bağlatır da gidermişsin. Ben küçük bir oyuncak ellerinde; sen canın ne zaman isterse o zaman beni kırarmışsın; kalbim bir pamuk ipliği avuçlarında..
Nasılsın? diye soruyorlar; hüzünlüyüm. Nasılsın? diye soruyorlar; yorgunum. Nasılsın? diye soruyorlar; kırgınım. Ayaktaydım; düştüm. Hala neden Nasılsın? diye soruyorlar? Görmüyorlar mı; ölüyüm..
Artık bırak; öylece uzansın kalleşliğin aramızda boylu boyunca.. Bırak beni; artık lütfen beni bırak uykusuzluğumla, sancılarımla, acılarımla..
Masal ya bu; mutlu sonla bitecekti nasıl olsa. Birimizin mutluluğu diğerimizin sonu oldu.. Ne adaletli dünya!
Kalkmış bir de bana hala Nasılsın? diye soruyorlar..
Bak bu bir masaldır; aşıkla kalleşin asırlarca anlatılacak masalı. İyi dinle!
Öğrendim; zaman dedikleri koca bir yalanmış meğer. Zamanla geçmezmiş; her gün, her dakika sen geçermişsin sadece her köşebaşımdan. Yalanların zamanla bir olur parçalarmış yüreğimi. Gözleri kan çanağı bir kadın, sesi ağlamaklı bir adam oluverirmiş ismin tek heceye sığdığında; adını kimselerin bilmediği bir çocuk olup ağlarmışsın köşebaşlarında usulca.. Sonra sen gidermişsin; ardında bıraktığın her çığlık gecenin sessizliğine karışıp dolaşırmış damarlarımda.. Bir sokak lambası, bir çınar ağacı, yapayalnız bir bank olurmuşsun deniz kenarında; sonra gidermişsin.. Meğer sen hep gidermişsin.. Ben bir damla akarmışım yoluna; döndürürmüşüm seni girdiğin çıkmazlardan, sen bana koşarmışsın kaçaradım.. Kaçar adım büyürmüş yokluğun içimde sayamazmışım. Ben seni var sanarmışım; meğer sen hep gidermişsin..
Sonra apansız gelirmişsin. Sensizken olanca büyümüşlüğümeymiş ya kinin; söker alırmışsın ruhumu yerinden. Kırgın, öfkeli, delirmiş yüreğimi en dingin, en büyümemiş zamanında yakalayıp ele geçirir; en "naif" yerine batırırmışsın bıçaklarını. Savunmasız anımı kollarmışsın, vazgeçmiş anımı kovalarmışsın, artık ayakta durduğumu bildiğin dakika sokarmışsın oklarını göğsüme. Duramayayım diye, yıkılayım diye, bir tek sen kal ayakta diye.. Sonra ben bağıramaz olurmuşum, ağlayamaz olurmuşum. Sen bunları görmezmişsin, bilmezmişsin nasıl yıkıldığını son kalemin; sana ne kadar güçlüysem içimde o kadar zayıf olduğumu anlatmazlarmış sana. Ve sen o kadar bencil, o kadar yalancı, o kadar kalleş..
Sonra sen kendine bir hayat kurarmışsın.. Masal bu ya! Yeni hayatına yürürken yanına acımasızlığını, vicdansızlığını alırmışsın. Yüreğime sokmanın yetmediği oklarını gözüme sokarmışsın bu kez. Penceremin altına gelir, oradan duyururmuşsun mutluluğunu tüm dünyaya. Ben geceleri göğsümü yakan bıçaklarla uyumaya zorlarken kan çanağı gözlerimi, ben her ikinci kadehi senin şeref-sizliğ-ine kaldırırken, ben ne zaman bir yudum içsem ikincisinde sen diye sarhoş olurken sen zehrini oluk oluk ciğerlerime akıtırmışsın. Sonra büyürmüşsün içimde, yakıp geçip avuç içlerimi; ölürmüşsün kendi zehrinde her gece.. Her gece masal içinde kabus olur akarmışsın damarlarımda, ayak uçlarıma dolanan bir yılan olup yerlere düşürürmüşsün beni..
Sonra gidermişsin. Yüreğimden, beynimden, ruhumdan, göğsümden.. Seni düşünen her yerimden, seni özleyen her duyumdan, seni arayan her rehberden silinir gidermişsin. Sonra "sırf senin canın istediği için" tekrar gelirmişsin. Aynı acıları yaşatır, aynı yaraları kanatır, aynı kabukları bağlatır da gidermişsin. Ben küçük bir oyuncak ellerinde; sen canın ne zaman isterse o zaman beni kırarmışsın; kalbim bir pamuk ipliği avuçlarında..
Nasılsın? diye soruyorlar; hüzünlüyüm. Nasılsın? diye soruyorlar; yorgunum. Nasılsın? diye soruyorlar; kırgınım. Ayaktaydım; düştüm. Hala neden Nasılsın? diye soruyorlar? Görmüyorlar mı; ölüyüm..
Artık bırak; öylece uzansın kalleşliğin aramızda boylu boyunca.. Bırak beni; artık lütfen beni bırak uykusuzluğumla, sancılarımla, acılarımla..
Masal ya bu; mutlu sonla bitecekti nasıl olsa. Birimizin mutluluğu diğerimizin sonu oldu.. Ne adaletli dünya!
Kalkmış bir de bana hala Nasılsın? diye soruyorlar..
diye dusunmus
Giz
cunku:
bir varmış..
| okuyucuya kalsa: |
2 Ağustos 2011 Salı
Medley
İçimden şehirler geçiyor
Her durakta duruyor
İnmiyorsun..
Seni en sıcak ben öperdim
Kim bilir
Ama sen bilmiyorsun..
diye dusunmus
Giz
cunku:
sarkilardan fal tutmak
| okuyucuya kalsa: |
11 Haziran 2011 Cumartesi
90. günde seni sevmek (görmek)
O kadar yakındım ki kafamdaki bütün soruları gözlerinin içine bakıp sormaya. O kadar yakındım ki belki son bir kez boynuna dolayıp kollarını kokunu en içimde duymaya..
Saydım; tam beş adım uzağından geçtim. Gözlerinin içine bakıp gözlerimi kaçırarak yürüdüm yüreğinden. Beni görmemiş olmanı dileyerek ve beni görmeni bütün yüreğimle isteyerek yürüdüm. Sen orada otururken ben elim ayağım titrer izledim seni. Gülüşünü, ciddileşmeni, yorgunluğunu, gerinişini, hiç vazgeçmediğin komik çocuk huylarını, ayağını gergince sallayışını, kalkıp gidişini, beni görmeyişini beş adım uzağından izledim. Kahveni ağır ağır içişini izledim senin sırtın bana dönükken. Sen hiç bana yüzünü döndün mü sahi? Orada olduğumdan hiç haberin oldu mu? Oradaydım sevgili.. Oradaydım..
Seni sevdim seveli ben; tanıdığın, bildiğin ya da bildiğini sandığın ama bilmediğin ben; istiarelerden medet umar; seni göreceğim günü bilmek için tek tanrılı tüm dinlere inanır oldum. Yoksa nereden bilebilirdim o gün o saatte seni orada göreceğimi sevgili? Daha içeri girdiğim anda kalbim hızla atmaya, ellerim terlemeye nasıl başlayabilirdi allah aşkına sen söyle! Nasıl izleyebilirdim sırtının kıvrımlarını, nasıl ağlayabilirdim sessizce, nasıl elim ayağıma dolaşabilirdi? Seni o gün o saatte orada göreceğimi rüyalarım fısıldamamış olsa; ben seni rüyamda bile nasıl bu kadar sevebilirdim?
Ölmediğime şaşırarak uyandığım sabahı düşünüyorum; öldüğüne inandığım günleri.. Olmadığın, yılmadığım, yıkmadığım, peşine takılmadığım günleri.. Sonra ansızın geliyorsun, acımadan düşüyorsun aklıma aradan geçmiş aylara inat. Acının farklı aşamaları var; ben hepsini yaşıyorum da kabullenemiyorum gidişini üstelik gidişini çoktan kabullendiğim 90. gün ve sen çıkıyorsun karşıma en bocaladığım anda, şarkıların içinde en boğulduğum günlerde, düzlüğe çıkamadığımı hissettiğim yalnızlıklarda.
Aklımda binlerce sorunun tek bir soru işaretine noktalanmış hali; gözlerimin önünde sen, bir kahve içimlik seyrettim seni o akşamüstü orada. Bir kahve yudumuna bin kalp atışı, bir nefese bin iç çekiş ekledim. Sessizce ağlayarak izledim seni o akşamüstü orada; bir daha görmek için dua ederek ve bir daha göremeyecekmiş gibi izledim. Seni 2 gün sonra yolda göreceğimi ve son anda farkedeceğimi bilmeden izledim, geri dönemeyeceğimi bilerek izledim, içinde tesadüf geçen hiçbir masala inanmadan izledim, rüyalarıma şükrederek izledim.
Ben seni o kadar sevdim ki ve seni severken o kadar bencildim ki; benimle öl diye kaybolduğumu bildiğim halde seni en içime gizledim.
O akşamüstü o saatte orada kahve içişini hıçkırıklarımı yüreğime gömerek izledim.
Saydım; tam beş adım uzağından geçtim. Gözlerinin içine bakıp gözlerimi kaçırarak yürüdüm yüreğinden. Beni görmemiş olmanı dileyerek ve beni görmeni bütün yüreğimle isteyerek yürüdüm. Sen orada otururken ben elim ayağım titrer izledim seni. Gülüşünü, ciddileşmeni, yorgunluğunu, gerinişini, hiç vazgeçmediğin komik çocuk huylarını, ayağını gergince sallayışını, kalkıp gidişini, beni görmeyişini beş adım uzağından izledim. Kahveni ağır ağır içişini izledim senin sırtın bana dönükken. Sen hiç bana yüzünü döndün mü sahi? Orada olduğumdan hiç haberin oldu mu? Oradaydım sevgili.. Oradaydım..
Seni sevdim seveli ben; tanıdığın, bildiğin ya da bildiğini sandığın ama bilmediğin ben; istiarelerden medet umar; seni göreceğim günü bilmek için tek tanrılı tüm dinlere inanır oldum. Yoksa nereden bilebilirdim o gün o saatte seni orada göreceğimi sevgili? Daha içeri girdiğim anda kalbim hızla atmaya, ellerim terlemeye nasıl başlayabilirdi allah aşkına sen söyle! Nasıl izleyebilirdim sırtının kıvrımlarını, nasıl ağlayabilirdim sessizce, nasıl elim ayağıma dolaşabilirdi? Seni o gün o saatte orada göreceğimi rüyalarım fısıldamamış olsa; ben seni rüyamda bile nasıl bu kadar sevebilirdim?
Ölmediğime şaşırarak uyandığım sabahı düşünüyorum; öldüğüne inandığım günleri.. Olmadığın, yılmadığım, yıkmadığım, peşine takılmadığım günleri.. Sonra ansızın geliyorsun, acımadan düşüyorsun aklıma aradan geçmiş aylara inat. Acının farklı aşamaları var; ben hepsini yaşıyorum da kabullenemiyorum gidişini üstelik gidişini çoktan kabullendiğim 90. gün ve sen çıkıyorsun karşıma en bocaladığım anda, şarkıların içinde en boğulduğum günlerde, düzlüğe çıkamadığımı hissettiğim yalnızlıklarda.
Aklımda binlerce sorunun tek bir soru işaretine noktalanmış hali; gözlerimin önünde sen, bir kahve içimlik seyrettim seni o akşamüstü orada. Bir kahve yudumuna bin kalp atışı, bir nefese bin iç çekiş ekledim. Sessizce ağlayarak izledim seni o akşamüstü orada; bir daha görmek için dua ederek ve bir daha göremeyecekmiş gibi izledim. Seni 2 gün sonra yolda göreceğimi ve son anda farkedeceğimi bilmeden izledim, geri dönemeyeceğimi bilerek izledim, içinde tesadüf geçen hiçbir masala inanmadan izledim, rüyalarıma şükrederek izledim.
Ben seni o kadar sevdim ki ve seni severken o kadar bencildim ki; benimle öl diye kaybolduğumu bildiğim halde seni en içime gizledim.
O akşamüstü o saatte orada kahve içişini hıçkırıklarımı yüreğime gömerek izledim.
diye dusunmus
Giz
cunku:
gidişinin bendeki hikayesi
| okuyucuya kalsa: |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)