26 Haziran 2009 Cuma

Michael Jackson ölür müydü?


"..hayır, eskiden de ölüyordu yıldızlar ama annemlerin, babamların zamanının yıldızları, onların starları gidiyordu. artık başladı benimkilerin de ölmesi yavaş yavaş." (cedric tweedledee / ekşi sözlük - 26.06.2009)

Duymasi ne kadar garip olsa da malesef gercek. Az once Michael Jackson'ın, 80lerin pop kralinin oldugu duyuruldu. Gerci uzunca bir sure konfirmasyon olmadıysa da, uzunca bir sure ne oldugu kesinlesmediyse de artık verilen butun bilgiler bu yonde.

Oturup Michael Jackson'ın sanat hayatını, sanat hayatını bitiren olayları, yaptıklarını, zarar verdiklerini anlatmak istemiyorum böyle bir anda; onun yerine çocukluğumuzun, 80lerin eni vici vokkesi esliginde thriller dansi yaparak Michael Jackson da ölür müydü ya? diye sormak istiyorum. Çünkü o kadar uzak geldi ki bana, olan bitenden hiç hazzetmemiş olsam da hala o kadar 80lerdeki haliyle duruyordu ki benim gözümde. Ekşi sözlükteki pek çok yorumda söylendiği gibi; acı olan Michael Jackson'ın ölümü değil, biz onu sevdik ama sonra hiç sevemedik, sadece hatırlamak istediğimiz kısmını sevdik çünkü. acı olan halı üstünde kaymaya çalışarak yaptığımız dansların yalnız kalması, sözlerini anlamadan söylemeye çalıştığımız şarkılar..

"Bakın çocuklar bu adam bizim çocukluğumuzun şarkıcısıydı. Onunla beraber hakikaten bir nesil büyüdü, insanlar dans etmekten keyif aldı; ne şarkılar dinledik taze taze, ne konser kayıtları izledik biz."

Vay be..

24 Haziran 2009 Çarşamba

Gidişinin hikayesi (Gittin!)

Gittin! Ben bir daha asla "gittin" diye başlayan cümleler kurmam sanıyordum. Öyle ani ve aslında öyle beklendikti ki gidişin; bir kaç şarkı hazırda bekliyordu eşlik etmeye. Ben olduğum yerde ufacık kaldım uzaklaşmanı seyrederken ve sen inadına daha da devleştin; her bir adımın evleri, ağaçlari, okyanusları ezdi geçti. Bir fırtına çıkar, deniz taşar, uçaklar düşer, iklimler değişir diye bekledim arkandan; belki o zaman dönerdin çünkü. Oysa herkes gibi ben de dönmeyeceğini biliyordum.

Gittin! Tek bir şehre ayak uydurabilirdim. Tek bir şehri özlemeyi becerebilirdim gibi geldi hep. Sen şehirler, denizler, bulutlar aşıp gittin. Yolunun üstündeki bütün şehirlere tek tek kokunu bırakıp gittin. Ben bir kuş olup pencerene kondum, ufalabileceğim kadar ufaldım gidişini seyrederken ve sen - o dev adam - hiçbir sebebin, bana ödenecek hiç bir borcun, edilecek en ufak bir teşekkürün bile yokmuş gibi öylece seni bekleyen şehrine gittin. Şairlerin en acıklı dizeleri oldum arkandan, kemanın yakıştığı her şarkıya sardım çaresizliğimi, kuş oldum, yol oldum, buluttan düşen damla, bir çocuğun düz beyaz kağıda çizdiği ilk deniz, bir kadının o deniz kenarında oturup ağladığı ilk bank, o bankı aydınlatan zayıf sokak lambası oldum. Olabileceğim her şey oldum; senin uğruna beni terkedip gittiğin kadın olamadım. En çok ona ağladim o sokak lambasının altında, tepemdeki buluttan düşen damlalar eşliğinde bankta otururken.. En çok bu kadar çaresiz oluşuma ağladım..

Gittin! Gitmene itiraz etmiyorum. Gideceğinden haberim vardı zira; daha en başında açık açık soylemiştin bunu. Bütün bu olanların, bütün o yılların bir anlamının olmadığını, sonunda mutlaka gideceğini söylemiştin defalarca. Hem benim şarkılarım vardı, sarılacağım yastığım vardı, çekmecemde gittiğin gün yakmak için sakladığım sigaram vardi. O kadar hazırlıklıydım yani gitmene.. Ben sadece ihtimal vermiyordum vazgeçeceğine, benim vazgeçemediğim yılları senin bırakıp gidebileceğine, bir dilin tüm hüzünlü kelimelerini gidişine adamama izin verebileceğine hiç ihtimal veremiyordum. Ondan yani.. Yoksa sen zaten gidecektin; ben bunu hep bildim.

Sonra gittin! Önce geleceğini söyledin bana aslında. Sonra vazgeçtin, "gelemem ama gidemem de" dedin, sonra ondan da vazgeçtin; gözümün içine baka baka ayağa kalktın, arkanı döndün. Sen ne zaman ki arkanı döndün; gidişini izlememek için arkamı döndüm ben de. O yüzden bilmiyorum nasıl gittiğini. Ben kendi yolumda ilerledim. İzini kaybetmek için bütün denizlerini taşırdım yeryüzünün, bütün fırtınalarını çıkarttım, bütün yağmurlarını yağdırdım. Gideceğini bildiğim gibi bildim dönmeyeceğini; gideceğini bildiğim gibi bildim nereye gittiğini ama sustum.

Ve sonra sen gittin! Karşında hiç ağlamadım. Ne kadar gözyaşı biriktiyse içimde; hepsini izlerini yok ederken döktüm ardından. Seni kaybetmeye değil; izlerini, o koskoca şehirleri, okyanusları, gece yarılarını, ateş böceklerinin seslerini, umutlarımı kaybetmeye döktüm gözyaşlarımı. Döktükçe düştüm; düştükçe döktüm. Sen şehrine varana kadar pencereden seni izledim, çekmecemde duran sigarayla beraber yandım ve sonra yastığıma sarılıp uyudum..

Sen gittin! Ben (izlerini) kaybettim, (gözyaşlarımı) döktüm, (yere) düştüm, (seni) izledim, (sigaramla beraber) yandım ve sonra (yastığıma sarılıp) uyudum..

Senin gidişinin bendeki hikayesi de böyle işte..

23 Haziran 2009 Salı

Davaciyiz!


Ufak bir reklam yapacagim izninizle:

http://www.davaciyiz.com/ adresinde bulunan bir site var suredir. Site sahibi sitelerinden soyle bahsediyor:

"Davacıyız.com, kullanıcıların kendi açtıkları veya başka kullanıcıların açmış olduğu davalar üzerine interaktif olarak tartıştıkları bir tartışma platformudur. Kullanıcılar puanlarına göre Tanık, Avukat, Jüri ve Hakim statülere sahip olmakta ve davalarda bu statülere göre farklı yetkileri bulunmaktadır."

Hani ola ki hayaliniz hukuk okumakti; olmadi. Ya da hukuk okudunuz; bildiklerinizi paylasasiniz, insanlarin yanitinin ne oldugunu merak ettikleri sorul ve sorunlara cevap veresiniz var. E belki icinizde gizli bir avukat/hakim/juri uyesi falan olduguna inaniyorsunuz. Onu da gectim; basiniza gelen bir seyin yasalligini, olabilitesini, bir durumda ne kadar hakli oldugunuzu merak ediyorsunuz. O da olmadiysa eglenesiniz var?

Oyleyse http://www.davaciyiz.com/ adresine giriyorsunuz, "Susurluk'un ayranından çok kazasıyla anılması" konusunda acilmis davanin detaylarini okuyorsunuz, kendisine ders calistirmadigi icin oss'sinin kotu gecmesine sebep olan Merve'yi dava etmis gencin yazdiklarini okuyup egleniyorsunuz, keyifli vakit geciriyorsunuz.

Sonra hayatimda duydugum en igrenc esprilerin sahibi olan site sahibi bana reklam icin tesekkur ediyor, bir daha da telefon acip espri yapmiyor. Di mi Serhatcim, di mi di mi?

19 Haziran 2009 Cuma

Been there done that

- Dugun hikayesi konseptli fotograflar icin Esra Pozan ile anlasildi

17 Haziran 2009 Çarşamba

Baba - Giz diyaloglari

Babam eglenceli bi adam. Sakin sakin otururken bir anda bir espri yapiyor; bi sure gulmekten kendime gelemiyorum. Sozlukte de var kendisinin bikac macerasi ve anlatinca cok komik olmuyor ama yine de bir kac ornek veresim geldi yakin zamanda yasanilanlardan.

Gecenlerde check-up yaptirmis. Hastaneden gelmis evde bizi bekliyor, kapiyi acar acmaz su muhabbet oldu:
Baba: 3 gunluk omrum kalmis ona gore davranin bana
Kardes: Ya baba ne bicim konusuyosun? Nolmus soylesene?
Baba: Iste soyluyorum; 3 gunum kalmis, gidiciyim ben. (Bana donerek) Gizem; beni gittigidiyor.com'a koyun, gidiciymisim ben, ilanimi verin gittigidiyor.com'a!
Gizem: Ya baba eahuehauehauheua (gulmekten konusamadim burda)
Baba: Oyle deme bak annenden yuksek teklif veren olur belki!

*******

Bir digeri az once yasandi. Yaz mevsimi sebebiyle kendisi her firsatta yazliga gidiyor. Benim de ordan almam gerekenler oldugu ve babamin dogru seyleri bulacagina inancim olmadigi icin az once aradim.

Gizem: Baba naber napiyosun?
Baba: Iyiyim kizim gunaydin
Gizem: Gunaydin. Sen bugun yazliga gidicek misin?
Baba: Valla niyetliyim.
Gizem: Hah, ben de niyetliyim.
Baba: Allah kabul etsin kizim!
Gizem: ?!

Benim babam candir; can!

13 Haziran 2009 Cumartesi

Kocam size emanet ve sorgulattiklari

Kocam size emanet yarismasindan bahsetmistik daha once. Az once finalini izledim (evet oturup izliyorum ben bu yarismayi) ve final sonrasi onumuzdeki haftanin fragmanina denk geldim. Simdi bir kere fragmandan anlasildigi kadariyla yapimcilar baktilar program tutuyor; olayi tipki yemekteyiz gibi tamamen kurguya donusturmus, onumuzdeki hafta yarisacak kocalari daha bir ozenerek secmisler.

Benim anlatacagim olay su; fragmanda kadinlar eslerinin hangi huylarindan rahatsiz olduklarini anlatiyorlar ve eger olayin bu kismi da kurgu degilse - ki oyle olduguna inanmak istiyorum - suna denk geldim ve sok oldum:

Kocasini emanet eden sarisin kadin: ... (bu kisimlarini tam hatirlayamiyorum), beni gidiklamandan, alisveris merkezinde beni rezil etmenden, cocugumuza suratimi yalatmandan nefret ediyorum.

Cocugumuza suratimi yalatmandan.. Sindirmeniz icin bir kere daha tekrarliyorum; "cocugumuza suratimi yalatmandan.." Bir de kocasinin bunlari gulerek dinleyisi var; son derece rahat ve umursamaz.

Bununla beraber pek cok ilginc sey saydi kadincagiz ama ben burda takili kaldim. Sonra bu ornekten yola cikarak ama bagimsiz, genel olarak insanlarin evlilik sonrasi sikayetlerini dusunerek ve kadin - erkek olarak ayirmadan sunu sorguladim; bir insan sonradan bu kadar sikayet ettigi ve bu ornekteki gibi bir insanla - kendi rizasiyla oldugunu varsayarak soruyorum - nasil evlenir? Hadi o insan eskiden esinin beklentilerini karsilayan gayet normal bir insandi, o halde bir sonraki sorum su; bir insan evlendikten sonra nasil ve neden boyle degisir?

Hadi bakalim!

11 Haziran 2009 Perşembe

Bride's to do list

- Dugun hikayesi konseptli; kuafor hazirliklarindan baslayip dugun anina kadar (dugun sirasinda sadece otelin anlastigi fotografciyle calisabiliyoruz cunku) dogal fotograf / dis mekan cekimi yapacak, uygun fiyat veren fotografci bul
- Gkhn tarafindan hazirlanan davetiyeler herkes tarafindan onaylanirsa matbaaya gonder
- Nikah sekeri begen
- Orta ve zigon sehpalar icin Tepe Home'u anneyle gez
- Alinan kumaslari runner ve peceteler icin terziye ver
- Tasinacaklari koymak icin vakumlu torba ve hurc al


09 Haziran 2009 Salı

Carkifelek

Bundan saniyorum 3 sene kadar once yakin arkadasimin evlendiginden bahsetmistim daha once. O zamanlar evlilik her seyiyle uzaginda oldugum bir olaydi. Afacan genclik doneminde her iliskisine "evet evet iste bu, evlencem ben" diye baslayan bi salak olmus olsam da kendimi asla ceyiz alisverisinde, yemek takimi begenirken, gelinlik icinde, o masada evet derken falan dusunemezdim. Hem bu sebepten hem de yine daha once soyledigim gibi arkadasimin hic sevmedigim bir adamla evleniyor olmasindan mutevellit en ufak bir heyecan duymadim arkadasim adina o zamanlar. Telasini, korkularini, heyecanini, mutlulugunu, alisverisini, gerginligini, cay takiminin yemek takimina ne kadar uydugunun derdini hic ama hic onemsemedim. Bence ben onun gozunde o adama gitme yolunda bir saatini bile ayiramayacagi kadar onemsizdim ve - hıh! - sanki olan biten her sey sadece onun icin onemliydi.

Sonra hayat iste.. Onun dunya tatlisi bir oglu oldu, oglunun adini Emre koydu, sevgilim kucuk Emre'nin dogdugu gunun aksami bana evlenme teklif etti ve mezuniyet, askerlik, ailelerin tanismasi falan dersek aslinda 2 sene suren ama ciddi anlamda hazirlik kismi yaklasik 1 seneyi bulan evlilik kosturmasi basladi.

Ayni arada - hani su daha yeni dugunune gittigim - en yakin arkadaslarimdan biri evlendi. Ayni donemde kosturan insanlar olarak inanilmaz bir bag olustu aramizda. Her gun bulusan iki insan, haftalarca dipdibe oturuyor olmamiza ragmen gorusmeyi birak telefonla dahi konusamiyorduk ve konusmaya firsat buldugumuzda karsilikli "sacmalama, biliyorum halini, sen isine gucune bak" diyorduk. Bir diger yandan ben kendime bir sey begeniyorsam ona da bakiyordum; o davetiye secerken bana nikah sekeri begeniyordu.

Gecen cuma hayattaki en degerli arkadasim, kardesim Ece ile klasiklesmis ogle yemegimizi yerken son 1 senedir haftasonlari adam gibi gorusememizle ilgili cemkirdi bir nebze. Sevgilisini sadece haftasonlari goren bir insan oldugum icin ve haftaicleri de is guc vs derken ayarlanamadigi icin, is gucten onceki kisimda kendisi Manchester'da oldugu icin falan filan derken..

Diyecegim odur ki; hayat akip gidiyor. Elimden geldigince her yere yetismeye calisiyorum. Elimden geldigince herkesi memnun etmeye cabaliyorum. Elimden geldigince vakit ayirmaya calisiyorum. Her sey mukemmel ve icime sinerek olsun diye ilerlerken belki biraz zamandan caliyorum ama simdi firsat varken mukemmelimi kurup daha sonra basa donmek istemedigimden yapiyorum bunu. Biraz yoruluyorum, belki biraz yoruyorum ama inanin elimden geleni yapiyorum.
Sevgilimle planlayacak hicbir sey olmadan, kafamda o haftaici yapilmasi gerekenler, yapilmasi beklenenler olmadan, hicbir sey dusunmeden deniz kenarinda uzun uzadiya kahvalti yapabilmeyi o kadar ozledim ki..

Kendimi, arkadaslarimi, Emre'yi, ailemi, Emre'nin ailesini, beraberligimizi ve hayattan kendi payima dusen gizli, ufak bahceyi de oyuna dahil edip bi cemberin icinde carkifelek oynar gibi pas ya da iflas gelene kadar donup duracakmisim gibi hissediyorum bazen.

04 Haziran 2009 Perşembe

Kocam size emanet


Kanal D'de yeni bir yarisma programi baslamis Kocam Size Emanet diye. Dun gece - sanirim tekrarlarina - denk geldikten sonra bu gece de ozellikle 11 civari televizyon basina gectim izleyebilmek icin. Bilmeyenler icin soyleyeyim; 5 tane ablamiz esleri olan 5 adet abimizi mutlu evlilik okulu mu ne oyle bir yere birakiyor 1 hafta boyunca, abiler bu esnada yemek yapma, dans etme, giyinme falan gibi dersler aliyor, egitmenlerle iliskiler uzerinde konusuyorlar. Konsepti basarili buldugumdan, yaklasima guvendigimden falan degil tabi de; keyifle izliyorum cunku abilerden sahane inciler dokulebiliyor zaman zaman. Bunlardan favorim olani su sekilde cereyan etti:
Egitmen hanimefendi abilere "esinize nasil hitap edersiniz?" diye sordu ve tek tek cevap vermelerini istedi. Son abimize kadar "hayatim, canim, bitanem" seklinde hitaplar geldi (Arada bir tane "müdür diyorum ben, müdür napıyosun? gibi" diyen abi oldu gerci ama o sevimli bi abi, seviyorum ben onu). Sonra adini hatirlamadigim abi ve egitmen arasinda kelime kelime hatirlamasam da asagi yukari su konusma oldu:

Egitmen: Peki siz X bey? Siz ne diye hitap ediyorsunuz esinize?
X bey: Yani simdi hitap falan derken, ismini soyluyorum iste
Egitmen: Mesela kapidan girdiniz, ne diyorsunuz esinize?
X Bey: "Aciktim" diyorum, "açııım" diyorum.

E peki..

02 Haziran 2009 Salı

Easy Virtue (Mad about the boy)

Dun nihayet Easy Virtue (Turkce'ye evlilik sinavi olarak cevrilmis) adli filmi gorebildik. Fragmanlarinda Ingiliz aksanini duydugumda bu filme gitmem gerektigini biliyordum; film baslarken calan sarki ile ne kadar dogru bir karar verdigimi anladim.

Noel Coward'in aslinda escinsel bir iliskisinin ardindan yazdigi soylenen, Dinah Washington'ın harika seslendirdigi sarkiyi filmin hemen girisinde guzel degil ama inanilmaz cekici buldugum, filmin basrolunde oynayan (muazzam kalca sahibi insan) Jessica Biel seslendiriyor. Jessica Biel'in bu filmde oynadigi role bayildigimi soylemeliyim. Ustune bir de bu sarkiyi soyleyenin o oldugunu ogrenince cok takdir ettim. Bence siz de dinleyin.




(Hazirda bekleyen bir Youtube'unuz yoksa: http://www.youtube.com/watch?v=QCWKzqfZr60 )
***

I'm mad about the boy and
I know it's stupid to be mad about the boy.
I'm so ashamed of it but must admit the sleepless nights
I've had about the boy.

On the silver screen
He melts my foolish heart in every single scene,
Although i'm quite aware that here and there are traces
Of the cad about the boy.

Lord knows i'm not a fool, girl.
I really shouldn't care.
Lord knows i'm not schoolgirl
In the flurry of her first affair.

Will it ever cloy--
This odd diversity of misery and joy?
I'm feeling quite insane and young again and all because i'm
Mad about the boy.

01 Haziran 2009 Pazartesi

Been there done that

- Damatlik alindi. Sevgili en son elinde hayali bir kokteyl bardagi ile "ahahah hosgeldiniz efendim" seklinde poz verirken goruldu.
- Pike takimi alindi.
- Eminönü taraflarında ne kadar taş, boncuk, kumaş, ıvır zıvır satan yer varsa gezildi, goruldu; alinacaklar alindi, yatak örtüleri, masa örtüleri benim yaratıcılığımla şekillenmek üzere terzilere bırakıldı.